YAB

YAB
CUMHURİYETİKARTON SAVAŞLARI

SEZON 1 + 2
aşağı kaydır
BÖLÜM 1

Her Şey Karıştı

Okulun zili o sabah normal çaldı ama kimse sınıfa girmedi. Koridorun bir ucunda birileri bağırdı, öbür ucunda birileri cevap verdi. Kimin ilk kavgayı başlattığı hâlâ bilinmiyor. Öğlene kadar sıralar devrilmişti, öğleden sonra koridorlar kapanmıştı. Akşam olduğunda okul artık okul değildi, bir savaş alanıydı.

Herkes elindeki malzemeye sarıldı. Kimi plastik sandalye kırıklarını topladı, kimi perdeleri söküp sardı, kimi inşaat artıklarının arkasına gizlendi, kimi de demir boruları silah yaptı. Ortalık bir hafta içinde dört kampa ayrıldı.

Plastik KlanıKalabalık, ucuz, her yere sızıyor.
Kumaş KonseyiSessiz, perdelerin arkasından kaybolan gölgeler.
Beton FederasyonuYavaş ama bulundukları köşeyi kimse söküp alamıyor.
Demir DiktatörlüğüBoru, çubuk, menteşe. Tek kural: Demir'e boyun eğeceksin.

Bu karmaşanın ortasında üç arkadaş ayakta kaldı.

Y
Yusufcan
Okulun en meraklı çocuğu. Herkes kavga ederken o oturup düşündü. Defterleri, koli kartonlarını, kâğıt yığınlarını katladı, yapıştırdı, preslemeyi denedi. Tek kat kâğıt bir şey değildi ama çok katlı karton bir yumruğu, bir sıra bacağını durduruyordu. Kâğıt/karton teknolojisi böyle doğdu. Kraliyet baş bilim adamı.
B
Berat
Haritaya bakmayı seviyordu. Hangi koridorun kimde, hangi kapının nereye açıldığını, düşmanın nöbet saatini kafasında çizdi. Hamle hamle, tur tur düşündü. Kraliyet baş stratejisti.
A
Adar
İnsanları toplamayı biliyordu. Korkanı yanına çekti, dağılanı sıraya soktu. Sesi yüksek değildi ama söylediği yapıldı. Kraliyet baş generali.

Üçü bir akşam bir sınıfta oturdu. Yusufcan ilk karton kalkanı masaya koydu. Berat koridor haritasını yanına serdi. Adar da kapıda nöbet tutan ilk beş kişiyi içeri aldı.

"Bir ad lazım," dedi Berat.

Adar harflere baktı: Yusufcan, Adar, Berat.

"YAB. YAB Cumhuriyeti."

O gün cumhuriyet kuruldu.

BÖLÜM 2

Anayasa

Savaşın üçüncü haftasında YAB'ın vatandaş sayısı yirmiyi geçmişti. Eski müdür odası Meclis oldu. Berat yazdı, Adar mühürledi, Yusufcan her sayfanın kâğıt kalitesini kontrol etti. Ortaya çıkan metne YAB Anayasası dediler.

Madde 1. Her YAB vatandaşı yakasında ya da kolunda Cumhuriyet amblemini taşır. Amblem kimliktir. Amblemi olmayan kişi YAB'dan sayılmaz.
Madde 2. Her YAB vatandaşı en az A-4 sınıfı temel zırhı üzerinde taşır. Zırhsız cepheye çıkmak yasaktır.

Yusufcan zırh sınıflarını tek tek anlattı. Sekmelere dokun, zırhı incele:

A-1'i ilk giyen Adar oldu. Kaskı taktı, vizörden odadaki herkese baktı. Karton kalkanı koluna geçirdi, dizliklerin sesini dinledi.

"Hafif. Ama sert. Bununla koşabilirim."

Yusufcan gülümsedi. Berat kâğıdı katlayıp cebine koydu.

"Peki ya diğerleri?" diye sordu Berat. "Onlar da bir şeyler çıkarır."

Adar kaskı çıkardı. "Çıkarsınlar. Biz daha ilk haftadayız, onlar da öyle."

Pencerenin dışında okulun öbür kanadı görünüyordu. Demir Diktatörlüğü'nün adamları koridor ağzına barikat kuruyordu. Sıralar, tahta kapılar ve ne bulduysalar. Henüz kimsenin elinde gelişmiş bir şey yoktu.

Ama herkes aynı şeyi düşünüyordu: Bu savaş uzun sürecek.

BÖLÜM 3

Adar'ın İlk Savaşı

Plastik Klanı, sol kanattaki merdiven başını almaya geliyordu. Sayıları kırktan fazlaydı, YAB ise yirmi beş kişiydi. Berat parmağını haritadaki dar geçide koydu. "Kalabalıkla savaşmanın yolu onları daraltmak. Koridor dar olunca kırk kişi aynı anda saldıramaz."

Adar kaskını kucağına almıştı, elleri hafifçe titriyordu. "Ben öndeyim." Berat itiraz etti: general arkada durur. "Ordum öndeyse ben de öndeyim," dedi Adar. "Bir tek bu kuralım olsun."

Sabah olmadan A-3 Gable'lar koridoru tıkadı, üç kâğıt tank omuz omuza. Plastik Klanı sandalye bacakları, cetvel demetleri ve şişe sopalarıyla geldi. Mavi plastik kovayı kask yapmış komutanları bağırdı: "Karton mu bunlar? Bir üfleyişte yıkılır!"

Yıkılmadı. Vuruşlar kabuğa tak diye çarpıp çatırdadı ama preslenmiş katlar gücü her yere yaydı. Koridor dardı, kalabalık kendi kendine yığıldı. "Şimdi!" diye bağırdı Berat.

Adar devrik sıraların üstünden yana sıçradı, hafif A-1 ile Plastik'in kanadına daldı. Vizör yüzüne gelen şişe parçasını tuttu. İki kişiyi devirdi, üçüncüsü kaçtı. Sonra plastik barikata omuz verdi, sandalye yığını devrildi. Plastik Klanı komutansız geri çekildi.

Zafer ucuz değildi. Bir A-3'ün kabuğu çökmüş, Yusufcan not defterine yazıyordu: "Yapıştırıcı katmanını kalınlaştırmam lazım." Berat sadece şunu dedi: "Haklıydın. Ordu seni önde gördü." Koridorun ucunda perdenin arkasından kumaş bir gölge geri çekildi. Kumaş Konseyi her şeyi görmüştü.

BÖLÜM 4

A-1 Fable

Yusufcan beş gün fen laboratuvarından çıkmadı. Kapıda koli bandıyla bir not vardı: "İçeri girme. Yapıştırıcı kuruyor." Beşinci gün kapı açıldı. Gözleri mor, elleri yapıştırıcıdan bembeyaz: "Hazır."

Masadaki çarşafın altında A-1'in yeni hâli duruyordu. "Adı A-1 Fable. Yine sadece Adar'a göre ölçtüm. İki farkı var."

Birincisi: üç silah. Sağ belde Karton Kılıç, preslenmiş, plastik sandalye bacağını tek vuruşta kırar. Sırtta Karton Mızrak, mesafe tutmak için. Omuzda Karton Balta, barikat kırmak için. "Karşındakine göre seçiyorsun."
İkincisi: çekmeceli kalkan. Kalkanın içi katman katman paneller. Yan kulp çekilince geniş kanat, üç dört kişiyi saklar. Üst kulp çekilince kule, tepeden gelenden korur. Hepsi kapanınca yuvarlak, koşarken hafif.

Adar kalkanı üç şekle birden soktu, çekmeceler her seferinde tık diye yerine oturdu. Ertesi sabah deneme sahasında mızrakla mesafe tuttu, kılıçla iki kuklayı devirdi, baltayla barikatı yamulttu. Tam bitirirken perdenin arkasında bir kıpırtı gördü. Gözcü yine gelmişti.

Berat çenesini sıvazladı. "Çekmece sistemini görmediler. Demir'le karşılaşmadan önce bir kozumuz olacak."

BÖLÜM 5

Ölüm Kalım

Demir Diktatörlüğü bu sefer bağırmadan geldi. Otuz beş kişi, boruların zemine vurulduğu düzenli bir tempoyla. Önde omzunda kalın su borusuyla Demir Komutan Orhun yürüyordu. Berat A-3'leri öne dizdi, Adar A-1 Fable'ın içinde, kalkan yuvarlak, arkalarında bekledi.

Borular plastikten çok farklı vuruyordu: kalın, boğuk. Bir A-3'ün kabuğu omuzdan yarıldı, ikincisi düştü, ön hat geri çekilmeye başladı. Adar kalkanın üst kulpunu çekti. Kule yükseldi, çekmeceler darbeyi panel panel paylaştı. "Arkama!" Dokuz vatandaş kulenin arkasına girdi, yan kulplar çekildi, geniş kanat hepsini kapladı. Mızraklar kalkanın aralarından Demir'in dizlerine uzandı, ön saf tökezledi.

Orhun öne çıktı. "Demek sen generalsin." Borunun ilk vuruşu kalkanı sarstı, ikincisi bir çekmeceyi kırdı, üçüncüsü kalkanı yarıp omzuna indi. Adar diz çöktü.

"Bitir onu!"

Üç Demir askeri birden atıldı. Adar hiçbir silaha uzanmadı. Gözleri değişti, hesap yapmayı bıraktı. Borulu olanın bileğini yakaladı, yüzüstü yere çarptı, yüzünü fayansa sürttü, sonra tekmeyle duvara fırlattı. Çubuklu olanın vuruşunun altından eğilip ayak bileğini süpürdü, çocuk sırtüstü devrildi. Üçüncüsü topuzla kaçmaya döndü, Adar çelme taktı, ileri sendeleyen çocuğun çenesinin altına yumruğu çaktı. Çocuk sırtını yere yapıştı.

Üç saniye sürdü. Koridor sustu, Demir askerleri kımıldamadı. Berat'ın gözleri büyüdü, YAB askerleri generallerini ilk kez böyle gördü. Adar yerdeki karton baltayı ayağıyla havaya atıp tuttu. "Şimdi sıra sende, Orhun."

Düello kısa ve çirkindi. Balta borunun ortasına indi, boru yamuldu ama kırılmadı. Orhun'un şaşırdığı o bir an yetti. Adar kılıcı dizine vurdu, mızrakla boruyu yere düşürdü, kılıcın ucunu göğsüne dayadı. "Çekil. Bugün bitti." Orhun işaret verdi, Demir geri çekildi.

Kimse ölmemişti ama üç A-3 revirdeydi, Fable'ın kalkanı yarı yarıya parçalanmıştı. Yusufcan kırık çekmeceyi elinde çevirdi: "Demir karton kırıyor. Sertlik yetmiyor. Daha başka bir şey lazım."

BÖLÜM 6

A-2 Deluxe

Orhun üç gün sonra, bu kez kırktan fazla kişiyle, daha kalın bir boruyla döndü. Fable'ın kalkanı hâlâ onarım bekliyordu. A-3'ler yeni kabuklarla ön hatta dizildi ama kabuklar zayıftı. Orhun boruyu zemine vurdu. "Geçen sefer sana şans verdim, general. Bu sefer vermeyeceğim."

Tam o sırada tavandan bir halat gıcırtısı geldi. Sonra daha önce hiç duyulmamış bir ses:

Fıng. Fıng. Fıng-fıng-fıng.

Üst kattaki açıklıktan koridorun ortasına devasa bir karton ışın iniyordu. İki insan boyunda kalın, preslenmiş, halatlarla makaralara asılı. Yusufcan yukarıdan bağırdı: "Olduğun yerde dur, Adar!" Işın Adar'ı ezmedi, içine aldı. İçeride yüzlerce lastik aynı anda gerilip bırakıldı, bir şey parça parça kurulup kilitleniyordu. Işın çatladı, panelleri yere devrildi.

Ortada Adar duruyordu. A-2 Deluxe. Zırhın boş kısımları, yani eklem, dirsek, diz ve bel araları kalın siyah lastikle kaplıydı. Karton kısımlarından parmak boyunda sert dikenler çıkıyordu. Ve bütün zırh tepeden tırnağa kat kat streç filmle kaplanmıştı, cam gibi parlıyordu. "Üç gün uyumadım," dedi Yusufcan. "Çalışıyor."

Orhun ilk vuruşunu omzuna indirdi. Streç gerildi, lastik içe çöktü, boru geri sekti, fıng. Adar kıpırdamadı bile. İkinci vuruş dikenlere geldi, boru yüzeyinde derin çizikler kaldı. Demir ilk kez bir kartona iz bırakmamış, iz almıştı. Adar kuleyle Orhun'un elini yukarı itti, kılıcın düz yüzüyle kaburgasına vurdu. Demir askerleri artık ilerlemiyordu.

Orhun bir işaret verdi, düzeni bozuk geri çekildi ama gözü zırhın her detayındaydı. Yusufcan ayakta zor duruyordu: "Her şeyin bir noktası olur. Bulmamız lazım." Üst kattan kumaş pelerinli bir gölge sessizce kayıp gitti.

BÖLÜM 7

Sızma

Adar ne kadar savuşturduysa da yetmedi. A-2 Deluxe ön cepheyi tutuyordu, Demir her gün yeni bir dalga gönderiyordu ve Adar hepsini geri püskürtüyordu. Ama o gece Demir her zamankinden gürültülü geldi. Bütün dikkat orada toplandı, kimse arka koridorlara bakmadı. Gürültü bir perdeydi. Kumaş Konseyi tam bunu bekliyordu.

Meclis'in önündeki iki nöbetçi, ağızlarına kumaş tıkanmadan önce arkalarından hafif bir serinlik hissetti. Altı kumaşlı süzüldü içeri, siyah ve mor kumaşlara sarınmış, ayaklarında bez çuvallar, tek bir ses çıkarmadan. İçeride Berat haritanın başında uyuyakalmıştı. Kâğıt hışırtısıyla uyandı. Ayak sesi yoktu, yalnızca kumaşın fısıltısı. "Yusufcan, uyan."

Yusufcan atölyeden fırçası elinde fırladı ama çok geçti. Bir kumaşlı şeridi Berat'ın boynuna doladı, ikisi Yusufcan'ı arkadan kavrayıp ağzına kumaş bastırdı. Berat haritalık tüpe uzandı, üçüncü kumaşlı elini masaya bastırdı, dördüncüsü dizlerinin arkasına tekme attı. Altı kişiye karşı iki kişi. Kumaşlılar bağırmıyor, acele etmiyor, tek bir gereksiz hamle yapmıyordu.

Streç film bileklerine dolandı, ikisi sırt sırta diz çöktürüldü. Odaya gri gözlü, ince yapılı bir komutan girdi, perdesinin kenarı mor işlemeliydi. Haritaları tek tek topladı, ceketine yerleştirdi. Berat'a bir kez baktı, tek kelime etmedi. Sonra pencereyi gösterdi.

İki kumaşlı pencerenin kolunu çevirdi, kanatlar ardına kadar açıldı. Altı iki kat aşağıdaydı, arka bahçe karanlıkta uzanıyordu. Berat ve Yusufcan'ı yakalarından ve kemerlerinden kavradılar. Berat son bir hamleyle komutanın gri gözlerine baktı: "Siz..." Komutan hiçbir ifade göstermedi.

Kumaşlılar aynı anda, hiç ses çıkarmadan, ikisini birden camdan attı.

ŞRAAAK!

-KES-

SEZON 2

Demir'in lideri bir tanıdık, kolonya uçuyor, Kumaş kendi adamını susturuyor.

BÖLÜM 8

Streç Film Paraşütü

Pencereden iki beden aynı anda boşluğa bıraktı kendini. Meclis'in çatısında bir şey kımıldadı. Adar ön cepheden koşarak gelmişti, tavan boşluğundan çatıya tırmandı ve düşen iki arkadaşını gördü. Yusufcan zırhın sırtına kimseye söylemeden katlanmış, sıkıştırılmış bir streç film katmanı saklamıştı. Adar bağı çekti ve çatıdan boşluğa atladı.

FIIIING

Streç film açıldı, rüzgârı doldurdu, düşüş yavaşladı. Adar Yusufcan'ı belinden, Berat'ı kemerinden yakaladı. Üçü birlikte arka bahçedeki kumaş çuvalların üstüne indi. "Çalıştı mı gerçekten?" diye sordu Yusufcan. "Çalıştı," dedi Adar. "Üç gün uyumayan biri için fena değil."

Haritalar gitmişti. Berat boynundaki ize dokundu: "Demir artık nerede olduğumuzu biliyor." Adar o gece yalnız yürüdü. Demir'in üç barikatını yardı, dikenler tahtaya saplandı, balta ortadan ikiye böldü. Kimse onu durduramadı. Lider odasının kapısını itti. Gri pelerinli biri dönmeden konuştu: "Gelmen uzun sürdü." Adar sesi tanıdı. Döndüğünde fısıldadı: "Simla..."

BÖLÜM 9

Simla'nın Teklifi

Simla Orhun'u dışarı gönderdi, demir kemeri masaya bıraktı. "Haritaları Kumaş getirdi. İlk kıvılcımı da onlar çıkardı. Önce plastiği betona düşürdüler, sonra bana geldiler. 'Demir lider olmalı' dediler. Ben sadece hayatta kalmak istedim." Adar yere oturdu. Berat'ın boynundaki iz aklına geldi.

Teklif: Demir ile YAB birleşsin. Birinci şart: Yusufcan teknolojiyi Demir'le paylaşsın. İkinci şart: Adar Demir'de kalsın, Simla'nın yanında general olsun.

"Yıllardır aklımdan çıkmadın, Adar. Bu savaşı sen bitirebilirsin ama yalnız değil. Benimle." Adar bir gece istedi. Kapıdan çıkarken Orhun fısıldadı: "Bir gece, general. Sonra seni ben bitirmek istiyorum."

BÖLÜM 10

B-1

Adar Meclis'e dönmedi. Yusufcan sabaha kadar çalıştı, şafakta kapı açıldı: "Berat, gel. Sana bir şey yaptım." B-1 sadece Berat'a ölçülmüştü: vizöre ızgara çizgileri, sol kolda çekmeceli harita paneli, sırtta kâğıt rulolar, omuzda iki sinyal bayrağı, hafif lastik eklemler, hiç diken yok. "Sen dövüşmeyeceksin ama düşerken de tutunacaksın."

Berat zırhı giydi, haritayı kolunda açtı. "Adar nerede?" "Demir'de." Demir'in kapısında Adar, Simla'nın yanında duruyordu. Berat'ın içinde bir şey koptu. Koridorun ortasına fırladı:

"ADAR! NERDESİN?!"

Orhun gülümsedi, Simla bir adım geri attı. Berat parmağını kaldırdı: "Sen konuşma. Önce Adar konuşsun."

BÖLÜM 11

Adar'ın Kararı

Adar her şeyi anlattı, iki şartı da. Berat dinledi, sonra haritasını açtı: "Biliyordum. Casuslar Demir saldırdığı gün geldi, ışık sinyalleri hep Demir sınırından yanıyordu. Biz ikimizi düşürürken Kumaş ortada oturuyor."

Adar Simla'ya döndü. "Yanındakileri istemiyorsun. Teknolojiyi, beni istiyorsun. Ama ben o masayı bırakamam." Sonra teklifini yaptı: birleşmek yok, ortak cephe. Eşit. Kimse kimsenin teknolojisini almaz, kimse kimsenin generali olmaz.

Simla uzun uzun baktı, elini uzattı. "Ortak cephe." Adar elini tuttu. Orhun ise yumruğunu sıkmıştı. "Bu bitmedi."

BÖLÜM 12

Kaç Gece

Eller daha yeni sıkışmıştı. Meclis tarafından bir ıslık geldi. Küçük kartondan kutular, kuyruklarında kolonya kokulu turuncu alev, kendi kendine uçarak koridoru doldurdu. Kimse atmıyordu, kolonya ve çakmak onları uçuruyordu. Demir'in barikatlarına çarpıp alevlendiler.

"Kumaş mı?" diye bağırdı Orhun. "Hayır," dedi Berat, "bu kâğıt kokuyor." Yusufcan elinde iki kutuyla koştu geldi, Adar'ı Simla'nın yanında görünce durdu:

"30 dakikaya onları yenmeni beklerdik! NE YAPIYORDUN, KAÇ GECE?!"

"Bir gece," dedi Berat. Yusufcan ne yaptığını anladı: "Ben kendi zayıf noktamızı yaktım." Alevlerin ardında kumaş pelerinli bir silüet gülüyordu.

BÖLÜM 13

Hedef

"Alevlerin arkasına bak," dedi Berat. Yusufcan gözlüğünü itti, yerden bir kutu aldı, çakmağı çaktı, kutuyu kumaşçıya doğru fırlattı. Bomba kendi alevinin gücüyle barikatın üstünden süzüldü, tam göğsüne indi. Pelerin tutuştu, kumaşçı söküp yere attı, yüzündeki mor maske düştü.

"Haritacı..." diye fısıldadı Simla. Haritaları ona getiren, ilk 'Kumaş' diyen oydu. Orhun'un borusu elinden düştü: "Yanlış kişiye kızmışım." "Hepimiz kızmışız," dedi Simla. Haritacı kolu yanık hâlde koşmaya başladı. Berat vizörünü indirdi: "Peşinden. Hemen."

BÖLÜM 14

Perdenin Arkası

Haritacı eski okul tiyatrosuna kaçtı, Kumaş Konseyi'nin karargâhı. Sahnenin önünde kadife perdeler asılıydı. Salonun ucunda durup Adar'a baktı, gözleri yaşlıydı. "Yardım edin. Onları durdurmak istemedim. Ama bırakıyorum. Kumaş'ın lideri sizin..."

Cümlesi yarım kaldı. Mor perdenin arkasından uzun, siyah bir kumaş şerit çıktı, boynuna dolandı. Haritacı perdeye çekildi, perde bir an şişti, sonra durdu. Adar perdeyi yırttı. Haritacı yerde yatıyordu, yüzünde garip bir sükûnet. Berat boynunu kontrol edip başını salladı: "Gitti."

Simla yüzüne baktı: "Adı Tolga'ydı. Bizim sınıftaydı, hep arka sırada oturan çocuk." Cebindeki kâğıtta tek satır vardı: "Başı sizin içinizde. Yakın. Çok yakın." Onu öldüren ateş değildi. Kumaş kendi adamını susturmuştu.

BÖLÜM 15

Şüphe

Yusufcan notu bir daha okudu. "Muhtemelen Demir tarafı. Çünkü YAB'da Tolga adlı biri yok." Orhun öfkelendi: "Suçu bize mi atıyorsun?" Berat araya girdi: "Kumaş bizim Meclis'e de girdi. Nöbet saatlerimizi bilmek için içeriden biri lazımdı." Simla yavaşça söyledi: "Hain iki tarafta da olabilir."

Berat notun harflerine baktı: sol eğimli, kalem çok bastırılmış. Yusufcan: "Ya da öyle görünmek istemiş." Adar yazıyı tanıdık buldu ama nereden, hatırlayamadı. Herkes herkese baktı. Hepsi masum görünüyordu, hepsi şüpheliydi.

O sırada kapıda bir YAB askeri belirdi: "General, Meclis'te bir şey oldu. Atölyeye girilmiş, zırh kalıplarını almışlar. Hepsini." Kapının önünde bir not vardı, bu sefer sağ eğimli, çok düzgün:

"Güle güle, general."

Notun altında küçük, kâğıttan bir şey duruyordu: YAB amblemi.

SEZON 2 SONU